Mezhepler

Bir mezhebe bağlanmayı emreden ayetler -11

BEŞİNCİ AYET-İ KERİME

“Ey iman edenler! İhramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, (öldürülen avın kıymetine) içinizden iki adaletli kişi hükmeder.” (Maide 95)

Ayet-i celilenin beyanıyla ihramlı olan bir kimsenin avlanması haramdır. Eğer avlanarak bir hayvanı öldürmüşse, öldürdüğü hayvanın misli kadar ceza vardır. Ayetteki mislin manası öldürülen hayvanın kıymetidir. Yani ihramlı iken bir hayvanı öldüren, öldürdüğü hayvanın kıymetinde bir hayvanı kurban eder ya da öldürdüğü hayvanın kıymeti kadar bir meblağı sadaka olarak verir. Demek ihramlı iken mesela bir tavşanı ya da bir kuşu avlayan kimse öldürdüğü tavşan veya kuşun kıymeti kadar bir meblağı sadaka olarak vermelidir.

Bu ayeti bir mezhebe bağlanmaya delil olarak göstermemizin sebebi ayetin devamındaki ifadedir. Ayetin devamında öldürülen hayvanın kıymetini adalet sahibi iki kişinin belirleyeceği emrolunmuştur. Yani öldürülen hayvanın kıymetini öldüren kişi değil, iki adil hâkim takdir edecektir. Demek bir tavşanın kıymetini bile öldüren kişi zannına göre tespit edememekte, o tavşanın kıymetini adalet sahibi iki kişi belirlemektedir.

Acaba bir kuşun veya bir tavşanın kıymetini dahi iki adil hâkime tespit ettiren Allah-u Teâlâ hiç mümkün müdür ki, İslam’ın hükümlerini anlama hususunda bizi başıboş bıraksın ve sadece zannımızın hakemliğini kâfi görsün?

Yani Allah-u Teâlâ bir dirhemin dörtte biri kıymetindeki tavşanın değerini iki adil hâkime tespit ettirsin, böyle basit bir meseleyi bile vehmimize ve zannımıza bırakmasın; daha sonra şeriatın helalini, haramını, ibadetlerin eda şekillerini ve İslam’ın diğer kıymetli meselelerini bizlerin anlayışına bıraksın ve zannımızın hakemliğini kabul etsin! Bu olabilir mi?

Madem bu mümkün değildir, o hâlde bir mezhebe bağlanmak vacip olmalıdır. Zira bir mezhebe bağlanmak meselenin izahı hakkında zannını ve vehmini terk ederek mezhep imamlarını hakem yapmak demektir. Basit bir tavşanın kıymetini iki adil hâkime tespit ettirdiği gibi, şeriatın kıymetli meselelerini de bu müctehidlere tespit ettirmekte yani meselenin hallini icmaya -o konuda ittifak etmiş müctehidlerin görüşüne- havale etmektir.

Bir mezhebe bağlanmamak ise tavşanın değerini tespit konusunda iki adil hâkime gitmeyip kendi görüşüyle takdir etmeye benzer. Bunu yapan kişi haddini aşmış ve ayetin emrine muhalefet etmiştir.

Bir mezhebe bağlanmanın Kur’an’ın emri olduğuna dair izahatımız burada tamamlandı. Ancak sakın zannedilmesin ki, külli düsturlarından bir mezhebe bağlanmayı çıkarabileceğimiz ayetler Kur’an’da sadece bu kadardır. Bizler daha birçok ayetin külli düsturunu ve kapsamlı haberini meselemize delil yapabilirdik. Ancak mesele güneş gibi zahir olduğundan dolayı sözü daha fazla uzatmaya gerek görmüyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu