Mezhepler

Mezhepler arasındaki ihtilafın sebebi nedir?

A- Gerçekten de çok güzel izah ettin. Bu izaha karşı söylenecek tek bir söz bulunamaz. Şimdi cevabını çok merak ettiğim diğer bir soruya geçiyorum. Mezhepler arasındaki ihtilafın sebebi nedir? Bir mezhepte bir şey sünnetken diğerinde vacip ya da birinde helal iken diğerinde mekruh oluyor. Bu nasıl olur? Din bir iken aynı meselede böyle farklı hükümler nasıl olabilir?

B-  Mezhepler arasındaki ihtilaf maalesef fıkıh konusunda bilgisi olmayan kişileri şüpheye düşürmekte ve onların kendi kendilerine şu iki soruyu sormalarına sebep olmaktadır: 1- Kur’an ve sünnet bir iken görüşler niçin farklı oluyor? 2- Bu görüşlerden hangisi doğrudur?

Şeytan ve İslam düşmanları da onların bu meseledeki cehaletinden istifade ederek bu iki soru ile onlara saldırıyor hatta bir kısmını aldatarak sırat-ı müstakimden uzaklaştırıyor. Şimdi bu iki soruyu cevaplayarak bu sorularla yaralanan gönüllere bir ab-ı hayat sunalım. İlk önce ikinci soru ile başlayalım.

2. sorumuz şuydu: Dört mezhebin farklı hükümlerinin hepsi nasıl hak ve doğru olabilir? Zira hak birdir ve değişmez?

Cevabı çok zor gibi gözüken ve cevabı bilinmediği için birçok Müslümanı mezhepler hakkında şüpheye düşüren bu sorunun cevabı son derece basittir. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri mezkûr soruya son derece güzel ve ikna edici bir cevap vermiştir. Bu cevap sayesinde bir meseledeki farklı hükümlerin hepsinin hak ve doğru olabileceği son derece açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Şimdi bu cevabı Osmanlıcayı bilmeyenler için biraz da sadeleştirerek nakledeyim:

Eğer desen, “Hak bir olur, nasıl böyle dört mezhebin muhtelif hükümlerinin tamamı hak olabilir?”

El-Cevab: Bir su beş farklı mizaçtaki hastalara göre beş farklı hüküm alır. Şöyle ki:

  • Birisine hastalığının mizacına göre su ilaçtır. Demek su içmek tıbben ona vaciptir.
  • Diğer hastaya zehir gibi zararlıdır. Demek su içmek tıbben ona haramdır.
  • Diğer bir hastaya az zarar verir. Demek tıbben ona mekruhtur.
  • Diğer hastaya ise faydalıdır, menfaat verir. Demek tıbben ona sünnettir.
  • Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaat, afiyetle içsin. Demek tıbben ona mübahtır.

İşte hak burada farklılaştı. Su bir iken beş hastaya göre beş farklı hükme sebep oldu. Birine vacip, diğerine haram, bir diğerine mekruh ve diğerlerine de sünnet ve mübah oldu.

Simdi sen diyebilir misin ki: “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir; başka hükmü yoktur.” Elbette diyemezsin. Zira suyun hükmü hastalara ve mizaçlara göre farklılaşmaktadır.

Aynen bunun gibi, din ve şeriatın her bir hükmü insanlar için bir ab-ı hayattır. Misalimizdeki suyun hükmünün beş farklı mizaca göre beş farklı hüküm alması gibi, İlahî hükümler de mezheplere tabi olanlara göre değişir. Bir hüküm birisine vacip olurken diğerine mekruh, birisine haram olurken diğerine mübah olabilmektedir. Bunu inkâr etmek misalimizdeki suyun bütün hastalara göre hükmünün tek olması gerektiğini iddia etmek gibi bir safsatadır. Bunu inkâr etmek İslam’ın evrenselliğini inkâr etmek ya da her insanın aynı fıtratta olduğunu kabul etmek gibi bir şeydir.

İşte mezhep imamları âdeta bir doktor gibi, bulundukları coğrafyada yaşayan insanların mizaçlarına uygun hükümleri Kur’an ve sünnetten çıkarmıştır. O coğrafyada yaşayan bir Müslüman için ilaç hükmünde -yani vacip olan- bir emir başka bir coğrafyadaki Müslüman için zehir -yani haram- olabilmektedir.

Mesela İmam-ı Şafi’ye tabi olanlar genellikle Hanefilere nispeten köylülüğe ve bedeviliğe yakın olduklarından dolayı cemaati tek bir vücut hükmüne getiren sosyal hayattan mahrumdurlar. Bu sebeple her biri bizzat Allah’ın dergâhında kendi derdini söylemek ve hususi arzusunu istemek için imamın arkasında Fatiha’yı kendi başlarına okurlar. İmam-ı Âzam’a tabi olan Hanefiler ise ekseriyetle medeniyete ve şehirliliğe daha yakın ve sosyal hayatın daha içinde oldukları için bir cemaat bir şahıs hükmüne girip bir tek adam umum namına söyler, cemaat de kalben onu tasdik eder. Onun sözü umumun sözü hükmüne geçer. Bu sırra binaen Hanefi mezhebinde olanlar imamın arkasında Fatiha’yı okumaz. İmam onlar namına okur ve diğerleri rabıta-i kalb ile imamı tasdik ederler. O hâlde imamın arkasında Fatiha’yı okumak Şafilere göre hak ve doğrudur. Onların mizaç ve tabiatlarının bir gereği ve neticesidir. Hanefilere göre ise Fatiha’yı okumamak hak ve hikmet olup onların fıtratları da buna müsaittir. Bu sebeple İmam Şafi Kur’an ve sünnetten imamın arkasında Fatiha’nın okunacağı hükmünü çıkartırken, İmam-ı Âzam ise aynı delillerden imamın arkasında Fatiha’nın okunmaması gerektiğini çıkarmıştır. Mevcut deliller her iki hükmü de içinde saklamaktadır. Her bir mezhep imamı coğrafyasındaki insanların fıtratlarına uygun olan hükmü bu delillerden istinbat etmiştir. Allah-u Teâlâ ise iki hâlden de razı olmaktadır.

Bu mesele birazdan yapacağımız izahlar ile tam manasıyla anlaşılacaktır. Bu sebeple meseleyi daha fazla uzatmıyorum.

Şimdi “Kur’an ve sünnet bir iken görüşler niçin farklı oluyor?” sorusunun cevabını vereceğim. Ama cevaba geçmeden önce mezhepler arasındaki ihtilafı anlayamamanın ve buna hayret etmenin sebeplerini izah edelim. Bu sayede ihtilafın zaruri bir netice olduğu daha kolay anlaşılacaktır.

  • Mezhepler arasındaki ihtilafın nedenini anlayamamanın altında yatan en büyük sebep kişinin Allah’ın kelamı ile beşer kelamını birbirine karıştırmasıdır. Yani beşer kelamı sadece bir iki manaya gelebildiğinden dolayı, Allah’ın kelamını da böyle bir kelam zannetmekte ve ihtilafı aklına sığıştıramamaktadır. Hâlbuki Kelam-ı Ezelî, hadsiz manaları içinde bulundurma özelliği taşımaktadır. Âdeta Kur’an kelimeleri birer deniz olup içinde hadsiz manayı saklamaktadır. Her bir müctehid de o kelime ve ayetlerden farklı manalar çıkarmakta ve farklı neticelere ulaşmaktadır. Dolayısıyla ihtilafın olmamasını istemek ve tek bir mezhebin olmasını talep etmek Allah’ın ezeli kelamının insan sözü gibi sadece birkaç manaya gelmesini arzu etmek ve ezelî kelamın mahiyetinden gaflet etmektir. O hâlde düzeltilmesi gereken ilk iş Allah’ın ezelî kelamının mahiyetini öğrenmek ve bu kelamı beşer kelamına kıyas etmemektir.
  • Yine bir meselede sadece tek bir görüşün olmasını istemek İslam’ın evrenselliğini anlayamamaktan ötürüdür. Zira fıtratları, yaşam koşulları, kıtaları, örfleri ve daha birçok şeyi farklı olan insanların furuat denilen ayrıntıya ait meselelerde aynı hükme tabi olması mümkün değildir. O hâlde ihtilaf evrenselliğin zaruri bir neticesidir.
  • Yine tek bir mezhebin olmasını istemek Allah’ın rahmet ve kereminin mahiyetini bilmemektendir. Zira Allah-u Teâlâ dinin yaşanmasını kolaylaştırmış, bir meselede razı olacağı farklı hükümleri göstererek zaruret hâlinde başka bir mezhebin görüşüyle hüküm edilmesine müsaade etmiştir. Bu, Allah’ın rahmetinin ve kereminin bir neticesidir.
  • Yine tek bir mezhebin olmasını istemek, “Dinde zorluk yoktur.” hükmünü tersine çevirmeyi talep etmektir. Zira eğer bir meselede sadece tek bir hüküm olsaydı İslam’ı yaşamak insanlar için çok zor olurdu. Mesela Hanefi mezhebinde kadına değmek abdesti bozmazken, Şafi mezhebinde bozmaktadır. Hac ve umre vazifesinde tavaf ve say abdestli yapılmak zorunda olduğundan, Şafi mezhebine mensup hacılar bu ibadetlerde Hanefi mezhebini taklit ederek abdest almakta ve yanlışlıkla bir kadına dokunduğunda abdesti bozulmamaktadır. Eğer tek bir hüküm olup abdestte kadına dokunmak mutlak olarak abdesti bozsaydı hac ve umre vazifesi çok zorluklarla ancak eda edilebilirdi. Yine mesela Hanefi mezhebinde kan abdesti bozarken, Şafi mezhebinde bozmamaktadır. Yarası kanayan veya ameliyat olan bir Hanefi bu hâli geçinceye kadar -zaruret hâlinde- Şafi mezhebini taklit ederek bu mezhebin şartlarına uygun abdest alır ve bu abdest ile namazını kılar. Akan kan abdestini bozmaz. Eğer bu konuda tek bir hüküm olsaydı ve kan mutlak olarak abdesti bozsaydı yarası olanlar, kaza geçirenler v.s. için namaz kılmak çok zor olacak ve belki de kişi namazdan uzaklaşacaktı. Demek ihtilaf, “Dinde zorluk yoktur.” hakikatinin zaruri bir neticesidir.

Yine tek bir mezhebin olmasını istemek Efendimizin (s.a.v.) bir meselede sadece bir tek uygulama yaptığını zannetmekten ötürüdür. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.) -namazının kılınış şekli dâhil olmak üzere- bir meselede birçok farklı uygulamalar yapmış ve her bir mezhep imamı bu uygulamalardan bir tanesini almıştır. Zaten Peygamberimizin farklı uygulama yapmadığı ve hakkında tek bir nas olan konularda ihtilaf olmamıştır. Demek ihtilaf Peygamberimizin farklı uygulamalarının bir neticesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu