Hadis Sofrası

Peygamberler arasında üstünlük var mı?

Bazıları Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem ile diğer peygamberlerin makamını bir tutup diyorlar ki “hepsinin makamı aynıdır çok büyütüyorsunuz diyorlar”

Bu iddia ne ilme ne akla nede vicdana sığmayan cehaletten değilse tamamen ihanetin mahsülü olan bir sözdür. Asla ilmî naslara dayalı değildir. Meseleyi net ve ölçülü şekilde ayıralım:

1-     Peygamberlikte nübüvvetin aslî sıfatları bakımından eşitlik vardır

Evet, bütün peygamberler nübüvvetin aslî sıfatları bakımından eşittir. Hepsi: Allah tarafından seçilmiştir, vahiy almıştır, ismet sıfatıyla korunmuştur,  emanette emin, sıdk ile kaim ve tebiğde bi hakkın vazifelerini ifa etmişlerdir. Hepsine iman farzdır ve peygamberliklerini inkâr küfürdür. Bu noktada hiçbir Müslüman: “Bir peygamberi kabul edip diğerini reddedemez.”

Kur’ân bu imanî dengeyi şöyle koyar:

لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠

 “Biz Allah’ın peygamberleri arasında ayrım yapmayız.” (Bakara 285)

Bu ayet, sıfat ve iman bakımından eşitliği ifade eder. Ancak vazife, makam ve derece bakımından eşitlik yoktur Bu eşitlik: Vazifede, makamda, risaletin kapsamında, ümmet ve tesir alanında eşitlik demek değildir. Kur’ân bunu ayrıca açıkça bildirir:

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۢ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّٰهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍۜ

“İşte o peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir.” (Bakara 253)

Bir sultan bir adamı mahalleye muhtar tayin etse, birini de bir vilayete vali yapsa ikisi de sultan tarafından seçilmiştir, görevlidir, isyan edilmez. Ama kıymet ve vazife cihetinde ikisi de aynıdır denilir mi?

Diğer peygamberler, belli bir kavme, belli bir zamana ve sınırlı bir coğrafyaya gönderilmiştir. Halbuki Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, kıyamete kadar bütün insanlara ve cinlere, bütün zamanlara ve mekânlara gönderilmiş tek ve küllî bir peygamberdir.

Bu fark, peygamberlikteki vazife ve makam farkıdır. Sanki beşeriyet, tarih boyunca bir terbiye sürecinden geçirilmiştir: İnsanlık, çocukluk ve gençlik devrelerini önceki nebilerle yaşamış; iman esasları, ahlâk ve ubudiyet adım adım öğretilmiştir. Kemâl çağına ulaştığında ise artık tek bir Resûl, tek bir şeriat, tek bir ümmet düzenine geçilmiştir.

Bu hakikat şu misalle çok iyi anlaşılır: İlkokulda: Sınıflar küçüktür, talebe sayısı azdır, dersler iptidâîdir, her sınıfa ayrı öğretmen gerekir. Ama üniversiteye gelindiğinde: Talebeler binleri bulur, dersler küllîdir, bir anfide binlerce öğrenci, tek bir hocadan ders alabilir. Çünkü artık seviye yükselmiştir. İşte: Önceki peygamberler beşeriyetin sınıf öğretmenleri gibidir. Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem kemâl çağının, küllî dersini veren tek rehberidir

Bu yüzden: Onun risaleti mahallî değil, küreseldir. Onun hitabı zamanla sınırlı değil, ebedîdir. Onun şeriatı geçici değil, kıyamete kadar bakidir. Dolayısıyla: “Hepsi aynı makamda” demek, bu hakikate göz kapamaktır.

Doğru ölçü şudur: Bütün peygamberler haktır; fakat vazifeleri, makamları ve risalet daireleri aynı değildir. İşte o peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık” ayeti bu hükmü açıkça teyid eder.


2- Âlemlere rahmettir

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 107)

Bu ifade: Bir kabileye değil, bir coğrafyaya değil, bir asra değil bütün âlemlere, bütün zamanlara, insanlara, cinlere hitaptır.

Bu ayet, Efendimiz Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemi sadece bir toplumun rehberi değil, varlığın merkezine konulmuş ilahî bir rahmet elçisi olarak ilan eder. Bu çapta, bu kuşatıcılıkta, bu evrensellikte bir tanım: Ne başka bir peygamber için yapılmıştır, ne de yapılabilir.

Bu ayeti okuyup hâlâ: “Hepsi aynı, fark yok” diyebilmek, rahmeti küçültmek değil, rahmetin sahibinin beyanını küçümsemektir. Çünkü bu ayet: Bir fazlalık değil, ilahî bir tespittir. Ve bu tespit, tartışma kabul etmez.


3- Hâtemü’l-Enbiyâ

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّ۪نَۜ

“Muhammed (sallallâhu aleyhi vesellem), peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb 40)

Son peygamber olmak şudur:

  • Önceki bütün peygamberlerin mirasını taşımak
  • Ayrı ayrı verilen vazifeleri tek şahısta cem etmek
  • Kıyamete kadar sürecek evrensel bir risaleti omuzlamak

Bu yüzden “son” kelimesi burada: Kemâlin ilanıdır zirvenin mühürlenmesidir

Nasıl ki: Bir binanın temeli değil, en son konulan kilit taşı yapıyı ayakta tutar. Bir ilmin son halkası, bütün halkaları mânâlandırır.

Hâtemü’l-Enbiyâ da böyledir. Nitekim Efendimiz (s.a.v) bunu bizzat kendi hadisiyle de ifade eder:

“Benimle benden önceki peygamberlerin misali, binası tamamlanmak üzere olan bir saray gibidir. İnsanlar hayran kalır ve der ki: ‘Keşke şu köşe taşı da konulsaydı.İşte o köşe taşı benim.(Buhârî, Menâkıb; Müslim, Fedâil)

Bu yüzden: Hâtemiyet, tarihin kapanması değil; hakikatin kemâle ermesidir.


4-  Makam-ı Mahmud

عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

“Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a yükseltecektir.” (İsrâ 79)

Bu ayet, Efendimiz Hz.Muhammed sallallâhu aleyhi veselleme verilen emsalsiz ve tek bir makamı ilan eder.

Makam-ı Mahmud şudur: Büyük şefaat makamıdır. Kıyamet günü bütün mahlûkatın gıptayla bakacağı bir zirvedir. O gün peygamberlerin dahi sancağı altında toplanacağı bir derecedir

Bu makam: Bir fazilet payesi değil de nedir? Bir övgü ifadesi değil midir? O gün: İnsanlık susar, peygamberler “nefsî, nefsî” der ve şefaat kapısı sadece ona açılır. İşte bu hakikat karşısında: “Bütün peygamberler makamca aynıdır” demek, Kıyametin merkezine konmuş bu ilahî hükmü inkâr etmektir.

Peygamberlikte bizler için iman eşitliği vardır; ama o kutlu zatlar makamda, vazifede ve şefaatte eşit değildir.


5- “Beşer” diyerek düşürmek mi? Miraç cevaptır.

سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ

Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir. İsra: 1

“Ben de sizin gibi bir beşerim” ayetiyle Efendimiz’i sıradanlaştırmaya çalışanlara cevap Miraç’tır.

Çünkü  Efendimiz Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellem: Gökleri basamak basamak geçti, Sidretü’l-Müntehâ’yı aştı, Cebrâil’in “buradan öteye geçemem” dediği yerde yalnız devam etti.

Bu nokta çok nettir: Hiçbir peygamber, hiçbir melek, hiçbir mahlûk bu makama çıkarılmadı.

Miraç: Canlı bir bedenle, uyanık halde, zaman ve mekânın üstünde gerçekleşmiş ilahî bir yükseliştir.

Ve bu yükseliş: Musa aleyhisselama verilmedi, İsa aleyhisselama verilmedi, İbrahim aleyhisselama verilmedi. Sadece ona verildi. Evet, beşerdir. Ama O beşer Arş’a çağrıldı.

Eğer: “Beşer olmak eşitliktir” denilseydi, o zaman: Her beşer Miraç’a çıkarılırdı. Her beşer Sidre’yi aşardı. Her beşer Allah’la vasıtasız hitaba mazhar olurdu. Miraç, onun Allah katındaki yerini gösteren ilahî imzadır.

Bu imzanın altında: “Âlemlere rahmet” yazar. “Hâtemü’l-Enbiyâ” yazar. “Makam-ı Mahmud” yazar.


6- Şahitlik Makamı: Kıyametin Merkez Noktası

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يدًاۜ

“Sizi orta bir ümmet kıldık ki insanlara şahit olasınız; Peygamber de size şahit olsun.”
(Bakara 143)

Bu ayet, sıradan bir fazilet bildirmez; kıyametin mahkeme düzenini kurar. Şu dengeyi iyi görelim

Ümmet insanlığa şahit. Peygamber ümmete şahit. Yani: Şahitlerin de şahidi odur.Bu, ikinci bir halka değildir; merkezin ta kendisidir.

Neden bu makam eşitlenemez?

Çünkü Kur’ân: Başka hiçbir peygamber için “ümmetlere şahit” dememiştir. Hiçbirine “kıyamet günü merkez şahit” rolü vermemiştir. Burada şahitlik: Bir kavme değil, bir asra değil bütün insanlık tarihine yöneliktir.

Kıyamet günü: Ümmetler çağrılacak ve peygamberleriyle yüzleştirilecek. Sonra son hüküm noktasında Efendimiz Muhammed (s.a.v) şahitlik edecek. Bu ne demektir? Onun risaleti, tarihin tamamını kapsar.

Bir peygamber: Sadece kendi kavmine şahit oluyorsa → dairesi sınırlıdır. Bütün insanlığa şahit kılınıyorsa → küllîdir. Eğer peygamberlerin makamı eşit olsaydı: Şahitlik paylaştırılırdı merkez çoğalırdı hüküm dağılırdı. Ama Kur’ân: Merkezi tekleştiriyor, şahitliği tek mihverde topluyor

Kıyamette şahitlik merkezi olan bir peygamber, başka hiçbir peygamberle eşitlenemez.

Bakara 143: “Hepsi aynıdır” diyenlerin sözünü boşa çıkaran bir ayettir.


7- “Çok büyütüyorsunuz” sözü neyin büyütülmesi?

Eğer: Kur’ân’ın verdiği sıfatları kabul etmek “büyütmek” ise, Allah’ın yücelttiğini yüceltmek suç sayılıyorsa bu söz, farkında olunmadan: Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemi değil, ilahî ölçüyü küçültmektir.

Biz Efendimiz Hz Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemi ilahlaştırmıyoruz, beşer üstü bir varlığa çıkarmıyoruz ama sıradanlaştırmıyoruz, Kur’ân’ın yerleştirdiği makamdan aşağı indirmiyoruz.

Çünkü: İman ne aşırılık ne eksikliktir. İman, Allah’ın tayin ettiği yerde durmaktır.

Ve o yer: Ne bizim keyfimizdir ne başkasının rahatsızlığıdır. O yer, vahyin çizdiği yerdir.

Efendimiz Hz Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemin huzurunda şiir söylemesine bizzat izin verilen Hassan bin Sabit (r.a) şöyle diyordu.

,مُحَمَّدٌ بَشَرٌ لَيْسَ كَالْبَشَرِ Muhammed bir beşerdir Ama sıradan beşer gibi değildir
بَلْ هُوَ يَاقُوتَةٌ وَالنَّاسُ كَالْحَجَرِ Bilakis o bir yakut gibidir. İnsanlar ise taş gibidir.

Yani: “O da insandır; fakat kıymeti bakımından insanlar arasında yakutun taşlar arasındaki farkı gibidir.” Efendimiz Muhammed (ﷺ) beşerdir. Ama: Ahlâkta, marifette, rahmette, risalette zirvedir.

Kur’ân da bunu teyit eder:

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ

“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim; Şu farkla ki bana, İlâh’ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor.” (Kehf 110)

Ama ne acıdır ki bu ayeti kendilerine bir kalkan yaparak hakikati tersten okuyanlar. Bununla efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemin övülmesinden rahatsız oluyorlar.

“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim; bana vahyediliyor.” (Kehf 110). Bu ayeti alıp: “Demek ki fark yok” demek, ayet okumak değil, ayeti budamaktır. Çünkü ayetin bel kemiği, ilk cümle değil ikinci cümledir.

Ayet beşerliği eşitler ama vahyi ayırır. “Ben de sizin gibi bir beşerim der ilah değildir, putlaştırılamaz der.  “Bana vahyediliyor” ifadesiyle de hiçbir insanla kıyaslanamaz. İşte fark buradadır. Ve bu fark, uçurumdur.

Bu ayetle Efendimiz ﷺ ’i düşürmeye çalışanlar şunu yapıyor:

Ayetin yarısını alıyor, ayetin ruhunu kesiyor, vahyi paranteze alıyor. Sonra da: “Bakın, o da sıradan bir insanmış” diyorlar. Bu, ayetle savunma değil; ayetle tahriftir.

Şu soruya cevap versinler:

  • Hanginize vahiy geliyor?
  • Hanginiz Cebrâil’le muhatap oldunuz?
  • Hanginiz âlemlere rahmet diye tanıtıldınız?
  • Hanginiz Makam-ı Mahmud ile müjdelendiniz?

Eğer cevap hiçbiri ise, “Beşerlik eşitliği”ni makam eşitliği sanmak, aklî değil, ideolojik bir zorlamadır.

Bu ayet asla ve kat’a Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem’i sıradanlaştırmaz, makamını düşürmez, peygamberliği eşitlemez. Bilakis: Onu ilahlaştıranları reddeder, onu sıradanlaştıranları da susturur. İman burada durur: Ne yukarı taşar ne aşağı düşer. Vahyin çizdiği çizgide durur.


Bu söylemin arkasındaki sebep:

Bu söylemin arkasında çoğu zaman modern aklın rahatsızlığı ve hadis inkârcılığı vardır. Çünkü Efendimiz Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellem yüceldikçe, sünnet bağlayıcı hâle gelir. Sünnet bağlayıcı hâle geldikçe de keyfî din anlayışı çöker. Bu yüzden önce “hepsi aynı, çok büyütüyorsunuz” denir; makam düşürülür, merkez bulanıklaştırılır. Amaç peygamberleri eşitlemek değil, Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemi sıradanlaştırmaktır. Çünkü O sıradanlaşırsa, hayat ölçü istemez.

Hadis inkârcılarının asıl hedefi de tam buradadır: Kur’ân’ın canlı tefsiri olan sünneti susturmak. Zira sünnet susarsa, Kur’ân herkesin elinde istediği gibi eğip bükeceği bir metne dönüşür. O zaman emirler bağlayıcılığını kaybeder, yasaklar yoruma boğulur, din “bana göre” hâline gelir. Efendimiz’in itibarı düşürüldüğünde, Kur’ân’ın hayata nasıl uygulanacağına dair ilahî rehberlik de devre dışı kalır.

“Peygamberlerin hepsinin makamı aynıdır, çok büyütüyorsunuz” diyenlerin meselesi çoğu zaman peygamberler arası denge değildir; mesele otoritedir. Sünnet konuşursa, keyif susar. Efendimiz merkezde durursa, herkes ölçülür. Bu yüzden önce makam hedef alınır, sonra hadisler tartışmaya açılır. Net hüküm şudur: Efendimiz’i itibarsızlaştırmak, sünneti susturmak içindir; sünneti susturmak da Kur’ân’ı herkesin keyfine bırakmak içindir. Bu zinciri kıran tek şey, vahyin çizdiği yerde durmaktır.

Asıl büyük hata ise şudur: Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemi yüceltmenin ilahlaştırmak olduğu zannedilir. Hâlbuki asıl tehlike, onu sıradanlaştırmak ve Allah’ın verdiği makamı budamaktır. Son hüküm nettir ve sarsıcıdır: “Çok büyütüyorsunuz” diyenler, aslında Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemi değil kendilerini merkeze almak istiyorlar. Çünkü O yükseldikçe ben küçülürüm; O merkez olursa ben ölçülürüm. Evet bazı nefisler, ölçülmeyi sevmez. Bu hakikatin acı misallerini maalesef günümüzde görmekteyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu