Şefaat

22. Bölüm: 12. Soru-Cevap

Sevgili kardeşlerim, şefaati inkar edenlerin sözde delillerine cevap vermeye devam ediyoruz. Şefaate dair eserimizin bu 22. bölümünde, onların hadislerden gösterdikleri delillere cevap vereceğiz. Cevabımıza geçmeden önce bazı bilgileri hatırlayalım:

Kur’an’da ve hadislerde, hem şefaatin olduğuna hem de olmadığına dair beyanlar vardır. Şefaatin hem olması hem de olmaması mümkün değildir. Bir şey ya vardır ya yoktur. İki zıddı cem etmek muhaldir. Bu birbirine zıt beyanları cem etmenin tek yolu, ayet ve hadislerin farklı zümrelerden bahsettiğini kabul etmektir. Bunu yapmayıp şefaatin olmadığını bildiren bir hadisi gösterip “Şefaat yoktur.” derseniz, şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri ne yapacaksınız? Ya da bunun tam tersi, şefaatin olduğunu bildiren delilleri gösterip “Herkese şefaat vardır.” derseniz, şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisleri ne yapacaksınız?  Demek, birbirine zıt beyanları cem etmenin tek yolu, ayet ve hadislerin farklı zümrelerden bahsettiğini kabul etmektir.

Evet, Kur’an’da ve hadislerde, şefaatin olmadığını beyan eden ifadeler vardır. Ancak bu ifadeler şu zümreler hakkındadır:

1. Kafirler ve müşrikler hakkındadır. Mesela, Hz. Nuh, kâfir olarak ölen oğluna; Hz. Lut, kâfir olarak ölen eşine ve yine Peygamberimiz (asm) kâfir olarak ölen amcalarına şefaat edemeyeceklerdir. Nitekim Peygamberimiz (asm), amcası Ebu Talib’e şefaat etmek istediğinde Tövbe suresinin 113. ayeti nazil olmuştur. Ayet şöyle der:

“Müşriklerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra artık onlar için ne Peygamberin ne de müminlerin Allah’tan af dilemeleri doğru değildir.”

Yine Tövbe suresinde münafıklar “Ya Resulallah, bizim için mağfiret talep et!” dediklerinde Hz. Peygamber (asm): “Sizin için mağfiret talebinde bulunacağım.” deyip onlar için mağfiret talebine yöneldiğinde, şu ayet-i kerime nazil olmuştur.

اِسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لاَ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ  İster onlar için af dile, isterse af dileme  إِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً  Eğer onlar için yetmiş defa af dilesen de   فَلَنْ يَغْفِرَ اللّهُ لَهُمْ  Allah onları asla affetmeyecektir.  ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ  Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkar etmişlerdir.

Gördüğünüz gibi bu ayet, kafirlere şefaat edilemeyeceğini açıkça bildirmektedir. Eğer birisi, Kur’an ve hadisten şefaatin olduğuna dair delilleri gösterip, “Şefaat herkes için vardır.” dese, bu ayetler onu tekzib eder ve şefaatin kafirler için olamayacağını bildirir. Demek delilleri tahlil ederken geniş bir açıdan bakmak lazım.

2. Şefaat edilemeyecek ikinci zümre, Allah’ın kendilerinden razı olmadığı ve şefaate izin vermediği günahkar müminlerdir. Demek kişi mümin de olsa, ona şefaat edilmesi Allah’ın iznine ve rızasına bağlıdır. Allah’ın izin vermediği mümine kimse şefaat edemeyecektir. Onun için şefaat talep edilse de, bu talep kabul olmayacaktır.

3. Bir de şunu ilave edelim: Şefaatin olmadığını beyan eden ayet ve hadislerin bir kısmı da zaman ve mekanla ilgilidir. Yani ahirette bazı zaman ve mekanlarda kimse kimseye şefaat edemeyecek ve kimse kimseyle ilgilenmeyecektir. Peygamberler dahil herkes kendi nefsinin derdine düşecektir. Mesela, amel defterleri dağıtılırken, defterler teraziye konulduğunda, yine sırattan geçilirken kimse kimseye şefaat edemeyecek ve herkes nefsiyle ilgilenecektir. Bununla ilgili bir hadisi daha önce nakletmiştik. Hadisi öğrenmek isteyenler, ilgili konuyu tekrar okuyabilirler.

Sevgili kardeşlerim, her amelde üç mertebe olduğu gibi, şefaatte de üç mertebe vardır. Bunlar tefrit, ifrat ve vasattır.

Şefaatin olduğunu bildiren ayetleri ve hadisleri görüp, “Bütün insanlara şefaat vardır.” diyen ifrattadır. Zira bir çok ayet ve hadiste, kafirlere ve Allah’ın izin vermediği günahlar müminlere şefaat edilemeyeceği bildirilmiştir.

Bunun tam tersi olarak, şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadislere bakıp, “Hiç kimseye şefaat edilmeyecek, şefaat yoktur.”diyen de tefrittedir. Zira bir çok ayet ve hadiste, günahlar müminlere Allah’ın izniyle şefaat edileceği bildirilmiştir…

Bu konudaki vasat ise şudur: Şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisleri, kafirler ve Allah’ın izin vermediği müminlerle tefsir etmek; şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri de Allah’ın izin verdiği ve razı olduğu müminlerle izah etmektir. Bu vasat mertebedir ki, Kur’an buna “sırat-ı müstakim” / “dosdoğru yol” der. İşte bizler bu yolun üzerindeyiz…

Buraya kadar yaptığımız izahları iyi anlayabildiyseniz, artık size her kim şefaatin yokluğuna dair ayet ve hadisler gösterse, onları izah edebilir ve muhatabınızı sırat-ı müstakime davet edebilirsiniz…

Bu girişten sonra, şimdi Mutezilenin şefaatin yokluğuna delil olarak gösterdiği hadislere bakalım:

Ebu Hureyre Hazretlerinden nakledildiğine göre: “Yakın akrabalarını uyar.” ayeti nazil olunca… Resulallah (asm) şöyle dedi:

“Ey Kureyş topluluğu! Nefislerinizi Allah’ın azabına karşı koruyunuz. Ey Abdi Menaf oğulları! Ben sizi Allah’ın azabına karşı koruyamam. Ey Abbas b. Abdulmuttalib! Seni Allah’tan gelecek azaptan koruyamam. Ey Resulullah’ın halası Safiye! Seni Allah’ın azabına karşı koruyamam. Ey Fatıma b. Muhammed! Malımdan dilediğini iste; ancak sana Allah’tan gelecek azabı def edemem.” (Müslim, İman 348-351)

Mutezile bu hadisi göstererek der ki, “Peygamberimizin onlardan azabı def edememesi şefaatin olmadığına delildir.”

Onlar böyle diyorlar. Onlara cevabımız şudur: Bu hadis-i şerif şu manalara gelebilir:

1. Peygamberimiz onlara: “Eğer siz İslam’ı bırakıp şirke dönerseniz ben sizi Allah’ın azabına karşı koruyamam.” demek istemiştir. Şart cümlesi hazf olmuştur.

2. Ya da bu hadisin manası şudur: Eğer siz bu İslam nimetine şükretmeyip günahlara girerseniz, sakın bana güvenmeyin. Sakın “Muhammed babamızdır, amcamızdır, akrabamızdır, bizi ateşten kurtarır.” diye düşünmeyin. Çünkü ben sizi, Allah’ın izni ve rızası olmadan ateşten kurtaramam.

İşte hadisin manası budur. Hadiste geçen “Azabı sizden def edemem.” sözü, “Allah’ın izni ve rızası olmadan def edemem.” manasındadır. Zaten hakikat de böyledir.

Peygamberimiz ancak günahkar bir müminin affı için dua eder, kabul edip etmemek Allah’a kalmıştır. Bu sebeple Peygamberimiz kimseyi kurtaracağına söz veremez.

Peki, hadisi niçin böyle anlamak zorundayız? Niçin hadisi şefaatin olmadığına delil yapamıyoruz? Cevabımız şudur: Kur’an’da ve hadislerde şefaatin olduğuna dair beyanlar vardır. Mesela:

شَفَاعَتِى لِأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِى   Benim şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir. (Tirmizi, Kıyame:11; İbni Mâce, Zühd:26; Ahmed İ. Hanbel, 3/113) hadisi var. Bu hadisi İmam Tirmizi, İbni Mâce ve Ahmed İbni Hanbel Hazretleri nakletmiştir.

Yine شَفَاعَتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَقٌّ  Kıyamet günündeki şefaatim haktır.  فَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِهَا Kim şefaatime inanmazsa   لَمْ يَكُنْ مِنْ اَهْلِهَا  onun ehlinden olmayacaktır. (El-Mutteki, Kenzül Umman: 14/399) hadisi var.

Daha birçok hadis ve ayet var. Ayetlerden on bir tanesini ve hadislerden bir kısmını eserin başında zikretmiştik.

Eğer Mutezilenin gösterdiği hadisi, anlattığımız şekilde anlamayıp şefaati inkar edersek, şefaatin varlığını bildiren on bir ayeti ve hadisleri nasıl izah edeceğiz? Edemeyiz… Başta şöyle demiştik:

– Eğer şefaatin olmadığını bildiren bir hadisi gösterip “Şefaat yoktur.” dersek, şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri ne yapacağız?

– Ya da tam bunun tersi, şefaatin olduğunu bildiren bir ayeti gösterip “Herkese şefaat vardır.” dersek, şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisleri ne yapacağız?

Bu ayet ve hadisleri cem etmenin tek yolu, şefaatin olmadığını bildiren ayetlerin ve hadislerin, kafirler ve Allah’ın izin vermediği günahkar müminler hakkında olduğunu kabul etmektir. Ancak bu şekilde bu farklı haberleri cem edebiliriz…

Şimdi Mutezilenin delil olarak gösterdiği başka bir hadise bakalım:

Ebu Hureyre Hazretlerinden rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Sizden hiçbirinizi kıyamet gününde, boynunda feryat eden bir koyunla bulmayayım. O: ‘Ey Allah’ın elçisi bana yardım et.’dedikçe; ben, ‘Bugün Allah’ın hükmünden sana bir fayda sağlayamam, ben tebliğ etmiştim.’ diyeceğim.” (Buhari, Zekât, 1314)

Bu hadiste de aynı mana vardır: Peygamberimiz Allah’ın izni olmadan fayda sağlayamaz. Kaldı ki hadiste, “boynunda feryat eden koyun” ibaresi, bir koyunu zorla gasp eden kişi hakkındadır. Bu bir kul hakkıdır. Kul hakkını Allah bile affetmezken, Peygamberimizin fayda sağlaması söz konusu değildir. Dolayısıyla bu hadis, Peygamberimizin kul hakkına karşı faydasının olmayacağına delildir, şefaatin olmadığına değil.

Mutezilenin gösterdiği bir başka hadis de şudur:

İbni Abbas Hazretlerinin rivayetine göre; (sahabelerden) Osman b. Maz’un Hazretleri öldüğü zaman bir kadın -bir rivayete göre kendi hanımı- “Cennet sana kutlu olsun ey Osman b. Maz’un” der. Allah’ın elçisi ona kızgınca bakarak, “Ne biliyorsun cennete gireceğini?” der. Kadın: “Ey Allah’ın elçisi! Senin süvarin ve sahabendir.” deyince, Peygamberimiz: “Vallahi ben Allah’ın elçisiyim, ben bile bana ne yapılacağını bilmem.” buyurmuşlardır. (Mecmau’z-Zevaid, 9/302)

Mutezile bu hadisi şefaatin yokluğuna delil yapmak ister. Ancak bu hadiste şefaatin yokluğuna delil değildir. Hadis, kimsenin ameline güvenmemesi gerektiğini ders vermektedir. Mümin değil şefaate, kendi ameline bile güvenemez. Amele güvenmek, ucubtur; ucub ise manevi bir hastalıktır.

İşte Peygamberimiz (asm) amelimize ve şefaate güvenmememiz için bu tip hadisler söylemiştir. Bizler amelimize güvenmediğimiz gibi, şefaate de güvenmiyoruz, şefaati sadece umuyoruz. Müminin korku ve umut arasında yaşaması gerekir. Bu sebeple şefaat bizler için ancak bir ümit makamıdır.

Mutezilenin delil olarak gösterdiği diğer hadisleri zikretmeye gerek duymuyoruz. Birinin cevabını öğrendiğinizde hepsine aynı cevabı verebilirsiniz. Önemine binaen cevabı bir daha tekrar etmek istiyorum. Peygamberimizin hadislerindeki “Sizi ateşten kurtaramam” gibi sözler şu manaları tazammun etmektedir:

1. Eğer şirke ve küfre girerseniz, asla sizi kurtaramam.

2. Mümin bile olsanız, Allah size şefaat etmeme izin vermezse size faydam olmaz. Şefaat ancak Allah’ın izni iledir.

3. Şefaatim madem Allah’ın izniyledir, o halde ona güvenerek günahlara dalmayın. Belki de Allah size şefaat etmeme izin vermez. Şefaatimi ancak ümit ve reca makamında düşünün.

4. Ahirette öyle zamanlar olur ki, başka bir yerde şefaat edebildiğime orada şefaat edemem. Oralarda ben dahi “Nefsim, nefsim!..” derim.

Bir de şu maddeyi ekleyelim:

5. Şefaatin olmayacağını bildiren bir kısım hadisler, tehdit ve korkutma makamında söylenmiştir. Bu makamda şefaatin yokluğunu nazara vermek belagatça güzeldir.

Sevgili kardeşlerim, şunu da merak ediyorum: Bazı hadisleri gösterip “Şefaat yoktur.” diyenler, şunu mu bekliyorlardı: Peygamberimiz insanların karşısına çıkıp: “Ne yaparsanız yapın, hangi günahı işlerseniz işleyin, ben size şefaat ederim. O yüzden günahtan korkmanıza hiç gerek yok. Arkanızda ben varım, işleyin işleyebildiğiniz kadar günahı…” Peygamberimiz böyle mi demeliydi?.. Böyle dese şefaate inanacaklar mıydı?… Peygamberimizin, “Bana güvenmeyin, sizi ateşten koruyamam.” demesinden daha doğal ne var ki? Takvaya irşat böyle yapılmaz mı?

Ey Mutezile mensupları! Bu maksatlarla söylenmiş hadislerden birini alıp, şefaatin varlığına dair bütün ayet ve hadislere gözlerinizi kapatarak ve saydığımız bu maddeleri hiç düşünmeyerek, nasıl olur da “Şefaat yoktur.” dersiniz. Sizi insafa davet ediyoruz…

Sevgili kardeşlerim, bu derste anlatılan hakikatler çok önemlidir. Bu dersi iyi kavradığınızda Mutezilenin göstereceği her delile cevabınızı kolayca verebilirsiniz. Ancak bazen bir delili kavramak, bir defa okumakla olmuyor. Eğer tam kavramadıysanız dersimizi bir daha okuyun.

Bir sonraki derste buluşuncaya kadar hepiniz Allah’a emanet olunuz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu